Anasayfa / Sektörel / Sektör Haberleri / Gündem / TÜRKİYE HAVA KARGO LOJİSTİK ÜSSÜ OLABİLİR

TÜRKİYE HAVA KARGO LOJİSTİK ÜSSÜ OLABİLİR

TÜRKİYE HAVA KARGO LOJİSTİK ÜSSÜ OLABİLİR17.01.2011

Hava kargo lojistik üssü olmanın belirleyicileri; talep, altyapı, idari yapı ve  arz boyutudur. Tarihi ipek yolu üzerinde bulunan Türkiye; Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney arasında bir köprü konumunda olup, batıda halen kargo üssü olarak kullanılan Almanya, Hollanda, Fransa ve Lüksemburg ile doğuda Dubai, Güney Kore ve uzak doğuda Singapur, Çin, Japonya, Hong Kong ve okyanus ötesinden ise ABD’den hava kargo taşımacılığının yönlendirildiği ülkemizin, jeostratejik konumu itibariyle,  Türk Cumhuriyetleri, Orta Doğu, Balkanlar ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)’nun   transit kargo üssü olabileceği ve pazardan daha büyük pay almasının mümkün olduğu bir gerçektir.

Dünyada özellikle son 25 yılda hız kazanan globalleşmeyle birlikte, dünya ölçeğindeki haberleşme ve mübadele imkânlarının muazzam bir potansiyel ve kapasite taşıması,  e-ticaretin yaygınlaşmasıyla uluslararası bir nitelik kazanan üretim- tüketim ve bu ticaret anlayışının ruhuna uygun olarak bir düğmeye basmakla başlatılan işlem ancak çok hızlı nakliyat imkânları, yani hava kargo taşımacılığının varlığı ve gelişmesiyle amacına ulaşacaktır.

Ulaşım ve iletişim araçları sayesinde giderek küçülen, küçüldükçe de büyüyen bir evrende yaşamaya başladık. Zaman ve hız faktörü, her geçen gün daha da önem kazanmakta, bu önem, taşıdığı maliyete rağmen fırsat önceliği sağladığından, hava kargo taşımacılığına yönelik ilgi ve talebi arttırmaktadır. Günümüzde hava kargo taşımacılığı çok hızlı değişim ve gelişim içerisindedir. Zaman ve hız faktörünün çok önemli olması nedeniyle, hava ulaşımının süratli, rahat ve emniyetli oluşu ve bu sahadaki dünya teknolojisinin sürekli ve hızlı bir şekilde gelişim içinde bulunması, diğer ulaşım araçlarına nazaran kargo taşımacılığında hava taşımacılığının önemini daha da artırmış ve dünyadaki gelişmelere paralel olarak ülkemizde de bu alanda kısa sürede büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Globalleşme sürecinde havayolu taşımacılığındaki gelişmelerin de stratejik önem kazandığı bilinmektedir.

Uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan istatistiklere göre havayolu kargo taşımacılığı dünya ölçeğinde yıllık ortalama %6-7 oranında büyüyecektir. Bununla birlikte son yıllarda hava kargo ile taşınan malın cinsi ve kompozisyonu da değişmektedir. Örnek olarak, 1980’li yıllarda havayolu ile taşınan kargo, her türlü yiyecek malzemesi, deniz ürünleri, gazete, lüks giyim eşyası, ilaç ve yedek parça idi. Bu bileşim, 1990 sonlarında nitelik değiştirerek, makine parçaları, elektronik, high-tech enstrümanları, çiçek, canlı bitki, balık ve deniz ürünleri, araba yedek parçaları, foto aparatları, ayakkabı ve pek çok dayanıklı tüketim malzemesi taşınan malların ağırlığını oluşturmaya başlamıştır.

Böylece, uluslararası ticarette taşınan mallarda hava yolunun payı giderek artmaktadır. Türk hava kargo taşımacılığı da, dünyadaki bu gelişmeye paralel olarak, son 10 yılda önemli bir gelişme kaydetmiştir. Ülkemizde sanayinin gelişmesi, özellikle tekstil, elektronik, makine ve ekipmanları, bilgisayar, otomotiv, ilaç konularında sanayileşme ve çiçekçiliğin gelişmesi hava kargo taşımacılığı ihtiyacını ve kullanımını arttırmıştır.
Bilindiği gibi yolcu uçaklarında kargo taşımacılığı, sadece kargo uçaklarında kargo taşımacılığı, entegre (kargo ve ekspres)  taşımacılığı ve forwarderler her geçen gün daha fazla büyüyen ve heterojen bir yapıya sahip olan bu endüstrinin dört ana bileşenini oluşturmaktadır.

Gelecekte AB’ye tam üye olacak olan Türkiye’nin tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu Türk Cumhuriyetleri, Orta Doğu, Balkan ülkeleri ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)’na açılacak kapı ve önemli bir transit ülke durumuna geleceği düşünülmektedir. Bu ise Türkiye ve AB üyesi ülkeler ile bu ülkeler arasında direkt ve bağlantılı hava kargo trafiğini önemli oranda arttıracaktır.
Şurası unutulmamalıdır ki; taşımacılık büyük ölçüde coğrafyaya bağlıdır. Küreselleşme hangi muazzam ölçüye ulaşırsa ulaşsın, malın noktalar arasında taşınmasını gerektirir. Bu ise, aynı teknolojiyi kullanan ülkeler arasında belli bir pazara yakın olanlara avantaj sağlar. Türkiye bu avantaja sahiptir. İşte bu noktada, yabancı sermayeyi teşvik ederek yatırımlarını ülkemize çekmek hava kargo açısından potansiyel yaratacaktır. Buna paralel olarak da, genelde taşımacılık sektörü ve özelde hava kargo taşımacılığı sermaye ve teknoloji boyutlarında desteklenerek yukarıdaki amaçla bütünleştirilmelidir. Öte yandan mükemmeli hedefleyen bir taşımacılık anlayışında; nakliyatta kesintisizliğin yalnızca alt yapı olarak değil, yasal altyapı olarak da uluslararası anlayış ve standartlara kavuşması gerekir.

Ülkemizde 2002 yılı iç hat-dış hat toplam kargo trafiği 880.133 ton, 2003 yılı  931.191 ton 2009 yılında 1 milyon 726 bin 345 ton olmuştur. 2010 yılında ise yaklaşık 2 milyon ton olması beklenmektedir. Çok önemli bir ticari kavşakta bulunmasına rağmen ülkemizdeki toplam hava kargo tek başına Dubai Havaalanı’ndan taşınan kargonun çok altındadır.
Ülkemizde hava kargo taşımacılığının istenen düzeyde olmamasının en önemli nedenlerinden birisi de hava kargo taşımacılığı için çok önemli olan zaman ve hız faktörünün ön planda tutularak ICAO Annex (Ek)-9’da belirtilen uluslararası standartlarda yasal bir alt yapının oluşturulamamasıdır. Ülkemiz hava alanlarında transit aktarmada yolcuların çok kolay ve kısa süre içerisinde uçak değiştirip yoluna devam etmesi sağlanırken hava kargo taşımacılığındaki aktarmaların gümrük mevzuatından veya uygulamadan  kaynaklanan önemli bürokratik engellerlerinin olduğu bilinmektedir. Ülkemizin de uygulamak zorunda olduğu Ek-9’a göre hava kargonun antrepoya girdikten sonra en geç 4 saat içerisinde sahibine teslim edilmesi ve buna uygun idari ve yasal alt yapının oluşturulması tavsiye edilmiştir. Bizim AB’ye uyumlu olduğu söylenen gümrük mevzuatımızın ya yanlış yazıldığı ya da uygulama da bir yanlışlık olduğu anlaşılmaktadır. Hava kargo taşımacılığı için gerekli cesareti göstererek bu işe girenlere nasıl bir zulmün yapıldığının en yakın şahitlerinden birisi olarak her şeye rağmen müteşşebislerimizin harikalar yarattığını söyleyebilirim. Hatta çeşitli engellemeler nedeniyle zaman zaman bazı kargoların kara yoluyla Bulgaristan veya Yunanistan’a taşınarak bu ülkelerden kargo uçaklarına yüklendiğini de biliyoruz.

Halen, 23’ü uluslararası trafiğe açık olmak üzere, 67 havaalanının sivil trafiğe açık bulunması ve bu hava alanlarının büyük bir çoğunluğunun hava kargo taşımacılığı konusunda geliştirilmeye müsait olması, milli havayolumuz THY’nin yurt dışında 130 noktaya tarifeli sefer, 16 özel hava yolu şirketimizin yurt dışında 125 noktaya seferler düzenlemesi ve yurt dışından ülkemize 70 havayolu şirketinin tarifeli, 400 hava yolu şirketinin charter seferler düzenlemesi, ayrıca THY, MNG, ULS ve ACT Havayollarının kargo taşımacılığı yapması, Türkiye’de ithalat ve ihracatın artması ile ithalat ve ihracatta sanayi ürünlerinin oranının yükselmesi, Türkiye’nin komşu ve bölgesindeki ülkeler ile ticaretinin artması, ülkemizde tüm taşıma modlarının mevcut olması veya yapılabilir olması, dünyada hava kargo taşımacılığı ve lojistik konusunda söz sahibi olan TNT, UPS, DHL ve Fedex gibi uluslararası lojistik şirketlerin ülkemize gelmesi, SHGM’den yetki belgesi alan kargo acentelerinin geçen her gün güçlenerek faaliyet göstermesi bu konudaki önemli avantajlarımızdır.

Ancak; hava kargo taşımacılığı için nüfus yoğunluğu, coğrafi özellikleri, sanayi ve ticaret merkezlerinin sayısı ve büyüklüğü, kredi ve finans kurumlarının gelişmişliği, turizm potansiyeli, tarihsel ve kültürel birikimleri, vb. açılardan üs olmaya çok müsait olan Atatürk Havalimanı’nın bu konudaki gelişmeye müsait olmaması, hava kargo taşımacılığı konusunda faaliyet gösteren acentelerin işletme yönetimi zaafları, etkinlik ve verimlilik problemleri ile eğitilmiş ve sertifikalandırılmış personel açığı, lojistik sektörünün dolayısıyla da hava kargo acentelerinin hukuksal alt yapısının bulunmaması, bunun sonucu olarak da faaliyet gösteren şirketlerin mali yapısı ve hizmet kalitesinin yeterince denetlenememesi, lojistik sektörünün dolayısıyla da hava kargo acentelerinin depolama, dağıtım ve depo yönetimi gibi konulardaki eksikliği, hava kargo taşımacılığı konusunda havaalanlarına deniz, kara ve demiryolu bağlantılarının yetersizliği önemli sorunlarımızdandır.

Asıl önemlisi hava kargo taşımacılığında üs olmuş ülkelerde görüldüğü gibi havaalanlarıyla her türlü ulaşım bağlantıları kurulmuş “kargo köyleri”nin (cargo village) oluşturulmaması ve kurulacakları bölgenin ekonomisi ve istihdamına çok önemli katkı yapabileceği gerçeğinin farkında olamayan  yerel yönetimlerin bu konudaki ilgisizliğidir. Oysa; havaalanlarıyla her türlü ulaşım bağlantıları kurulmuş kargo köylerinin (cargo village) kurulması, hava kargo acentelerinin kargonun paketlenmesi, etiketlenmesi ve elleçleme  işlemlerinin yapılabilmesi için yerlerin (warehouse) tahsis edilmesi ve sektör için gerekli olan alt ve üst yapının kurulması halinde sektörün, Türk ekonomisine önemli katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Hava kargo konusunda hizmet veren tüm kurum ve kuruluşların bu kargo köylerinde hizmet vermesi sağlanarak, kargonun giriş-çıkışında zaman ve hız faktörü de ön planda tutularak bürokrasi asgariye indirilmelidir.

Bu amaç için, SHGM’nin olağan üstü gayretleri sonucu hazine tarafından Atatürk Havalimanı’na tahsis edilmesi sağlanan yaklaşık 1 milyon metrekare arazi üzerinde ivedilikle örnek bir kargo köyü kurulması büyük önem taşımaktadır. Kargo köyü modelinin ülkemiz gündemine SHGM tarafından getirilmiş olmasına rağmen; bu model örnek alınarak kara ve demiryolu taşımacılığı için onlarca lojistik kargo köyü kurulmuş olmasına rağmen halâ hava kargo için tek bir örnek bile yaratılamamış olunmasını büyük bir üzüntüyle çok önemli bir eksiklik olarak görüyorum.

Öte yandan, 2003 yılında yapılan ICAO 5. Hava Ulaştırma Konferansı’nda hava kargo taşımacılığının serbestleştirilerek tüm hava kargo hizmetleri için pazara erişimin kolaylaştırılması kararı ve buna  parelel olarak 2009 yılında yapılan son Ulaştırma Şurası’nda alınan karar gereğince bu amaca uygun hava alanlarımızın  ivedi olarak tespit edilerek hava kargo taşımacılığı için karşılıklılık ilkesi çerçevesinde “open-sky” ilan edilmesi gerekmektedir. 2003 yılında iç hat yolcu taşımacılığının serbestleştirilerek havayolu işletmelerimizin pazardan daha çok pay almalarının sağlandığı gibi aynı şekilde hava kargo taşımacılığının da serbestleştirilerek, Türk havayolu taşıyıcılarının pazardan  daha çok pay almalarının sağlanması büyük önem taşımaktadır.

Başta hava kargo taşımacılığı olmak üzere lojistik sektörünün bilinen sorunlarının çözüme kavuşturularak önünün açılması halinde, bu sektörün kısa vadede Türk ekonomisine yılda 12 milyar dolar, uzun vadede ise  en az turizm gelirlerimiz kadar katkı sağlayacağı  bu konunun ilgilileri tarafından ifade edilmektedir.

Yukarıda belirttiğim nedenler ve ülkemizin bulunduğu jeostratejik konum, sahip olduğumuz alt ve üst yapı, etrafında bulunan 400 milyon nüfusa sahip pazara hitap etmesi ve bölgesinde ekonomik bir güç olması nedeniyle Türkiye hava kargo konusunda lojistik bir üs olabilir.
Kaynak: Oktay Erdağı / Airport Haber